'' Maddenin en küçük ğarçası olan ''cüz-ü la yetecezza = Atom'da yoğun bir enerji vardır. Yunan bilginlerinin iddia ettiği gibi bunun parçalanamayacağı söylenemez. O da parçalanabilir. Parçalanınca da öylesine bir gü. meydana gelir ki, Bağdat'ın altını üstüne getirebilir. Bu Allah'ın kudreti nişanıdır.''
Öğrencileri dehşete düşüren bu fikrin sahibi Cabir Bin Hayyan'dan başkası değildi. O, ilme yaptığı hizmetler sayesinde başlar üstünde tutulacak, keşif ve buluşları kendisinden sonra gelen bilginlerce takdirle karşılanacak, övgüyle anılacaktı.
Asırlar önce '' cüz-ü la yetecezza'' adıyla atomdan bahseden Cabir Bin Hayyan kimdi? İlimdeki yeri neydi? Doğu'lu ve Batı'lı bilginler ona hangi gözle bakıyorlardı? Hizmetleri nelerdi?
- KİMDİR?
Ortaçağ kimyasının en büyük ismi olan Cabir Bin Hayyan, bir Türktür. Modern kimyanın babası sayılır. Kimyanın Hipokrat'ıdır. Razi (864-925), İbni Sina ( 980- 1037) gibi İslam bilginleri ondan söz ederken, '' üstadlar üstadı'' derler. Fransız şarkiyatçısı Cardonne ( 1720-1783), onu dünyanın gelip geçmiş 12 dahisi arasında sayar. Britannica Ansiklopedisi ise ondan '' İslam Kimyasının Babası'' diye söz eder.
- ÖLÜMSÜZ BİLGİN
Cabir Bin Hayyan'ın adı, kimya ilmi tarihinde ölümsüzdür. Bacon (1214- 1294) ondan hayranlıkla bahseder. Onun kimya ilminde açtığı çığır, Priestley ( 1733-1804) ve Lavoisier'in (1743-1794) açtıkları çığırdan daha önemlidir. Keşfedici fikri, geniş bilgisi ve isabetli düşüncesiyle, bir çok İslam alimi onun açtığı bu yoldan yürümüşler, onu kendilerine üstad edinmişlerdir.
Cabir'in şöhreti, o derece büyüktür ki, bazıları onun adını kullanarak şöhrete kavuşmuşlardır. Berlin üniversitesi Tabiat Bilimleri Tarihi Profesörü Julius Ruska ve yardımcısı Paul Kraus'un yaptığı incelemeler neticesinde, bazı kimselerin meşhur olabilmek için yazdıkları eserlere, onun adını verdikleri ortaya çıkmıştır. Cabir Bin Hayyan Doğu'da ve Batı'da o kadar tanınmıştır ki, adına efsaneler bile uydurulmuştur. Bir fillozof olduğu, Hint hükümdarlığı dahi yaptığı ileri sürülmüştür. Latince'ye Geber olarak geçmiştir.
- HAYATI
Cabir Bin Hayyan'ın doğum ve ölüm tarihleri kesin olarak bilinmemekle birlikte 8. ve 9. yüzyıllarda yaşadığı kesindir.( Tahminen 721 - 805 yıllarında) Horosan'ın başkenti olan Tus'da doğdu. Küçük yaştayken ailesiyle birlikte Küfe şehrine gelip yerleşti. Babasının adı Hayyan ( Kayahan)dı.
- İLME HİZMETLERİ
Kendisine irili ufaklı 2000'den fazla ese isnad edilen Cabir'in kimya başta olmak üzere, tıp, fizik, astronomi ve felsefe alanlarında bir çok hizmetleri olmuştur. Bunların içinde şüphe yok ki, en önemlisi atomla ilgili buluşudur. Girişte sözünü ettiğimiz bu buluşuyla Cabir, Jhon Dalton ( 1766- 1844), Otto Hahn ( 1779- 1868 ), Enrico Fermi ( 1901- 1954) ve Albert Einstein ( 1879- 1955) gibi Avrupalı bilgilerden 1000 sene kadar önce atomla ilgilenmiş ve tarifini yapmıştır. Yunanlı bilginler maddenin en küçük parçasına bölünemez manasına gelen '' atom '' demişlerdi. İslam alimleri ise bu kelimeyi zamanın ilim dili olna Arapça'ya çevirirken '' Cüz-ü layeteceza '' tabirini kullandılar. Cabir, Yunanlıların atomun parçalanamayacağı yolundaki teorilerine karşı çıkmakla kalmadı, içerisinde Bağdat'ı alt üst edecek güçte yoğun bir enerji, bulunduğunu da savundu.
- DİĞER HİZMETLERİ
Cabir, daha önceleri Mısırlı ve Yunanlı bilginlerin yaptığı gibi kalay, kurşun, demir ve bakıra bazı kimyevi madenleri karıştırılmak suretiyle altın ve gümüş haline getirilebileceği düşüncesindeydi. Bu maksatla uzun çalışmalar yaptı. Cabir'e göre; Kimyager, tabiata uzun sürede meydana gelen şeyi kıza zamanda yapailen kişidir. Bilgin, bir şeydwn bir başka şey yapabilmelidir..''Ona göre, altınla gümüş arasında renk ve ağırlıktan başka bir fark yoktur. Bu iki özelliğin ise ortadan kaldırılması mümkündür.Cabir bunun yolunun da her iki cismi teşkil eden atomların, kontrol altında parçalanıp değerlerinin değişmesiyle olacağını belirtmektedir ki, bu günkü ilim de bun kabul eder.
Cabir'in en bariz vasfı deneyciliğidir. O kendisinden önce gelen bütün kimyacılardan farklı olarak deneylere oldukça önem vermiştir. Kimya ilminin hem teorik, hemde tatbiki alanda büyük bir mesafe kaydetmesine sebep olmuştur. Dünyada ilk kimya laborotuarını kuran kişi odur. O kendi labarotuvarında ilk sun'i hücreyi yapmayı başaran İslam bilginidir.
Cabir özel labarotuvarında bir sürü deney yapmıştır. Ölümünden iki asır sonra, Küfe' de bir caddenin yeni baştan açılması sırasında, kullandığı labarotuvar ortaya çıkarılmıştır. Kimyada önemli keşif ve buluşları vardır. İştee bu keşifleridir ki, ona hakkıyla '' Kimya İlminin Babası'' sıfatını kazandırmıştır.
- KİMYADAKİ KEŞİFLERİ
Bundan 12 asır önce, kimyanın 2 temel prensibi ilmi bir biçimde şöyle ortaya koymuştur.
- Kalsinasyo
- Redüksiyon
Ham sülfirik asit ve nitrik asitlerin nasıl yapılacağını kesin olarak bildirmiştir
- Yabancı Gözüyle Cabir
Max Meyerhof ( 1884- 1951) Cabir'in kimyadaki hizmetlerini şöyle sıralar: Buharlaştırma, süzme, tasfiye etme, eritme, damıtma ve billurlaştırma da yeni metodlar bulması ve bunları geliştirmesi.
Bir çok kimyevi cevherin, mesela, zincifre, arsenik oksidi ve diğerlerinin nasıl hazırlanacağını açıklaması.
Saf kibrit tuzları, şap, alkali, nişadır tuzu ve güherçilenin elde edilmesi, kükürt ve alkaliyi ısıtarak kükürt sütü yapması, kurşun asetat, tamamen saf c,va oksit ve süblime elde etmesi. Ham sülfirik ve nitrik asitler ve bunların karışımını hazırlaması. Tuzruhu ile kezzap suyunu karıştırarak altın eritmede kullanılacak '' aguaregia'' denilen özelmayi yapması.
- Cabir'in Eğitimle İlgili Görüşleri
Cabir eğitimle ilgili verimli metodlar koydu. O öğrencide itaatkarlığı şart koştu: '' Yumuşak başlı olan öğrenci, öğretmenin bilgi hazinelerinden ancak onu dinlemekle istifade edebilir. Ben, talebe hocasına itaatini kastetmiyorum. Ders ve alışkanlıklarındaki itaati kastediyorum.''
Cabir öğretmenin öğrenciye karşı takınması gereken tavrı da şu şekilde formülleştirdi: '' Öğretmen, öğrenciyi yaratılışının özüne, kabiliyetlerine göre yönlendirmelidir... Önce öğrencisinin kabiliyetlerini ölçmelidir. Öğrencinin kabiliyetli olduğunu ve her verileni alabildiğini gördükten sonra, öğrenim kabiliyetine uygun olarak temel bilgileri vermelidir. Gittikçe artan bir bilgi ile yükselmesini sağlamalı, zaman zaman öğrettiği şeyleri öğrenip öğrenmediğini yoklamalı, imtihan etmelidir.''
Cabir, kitaplarında takip ettiği metodu da şöyle özetler: '' Bilinmelidir ki, biz, kitaplarımızda saece gözlemlerimizle elde ettiklerimizin özünü veriyoruz. Duyduklarımızı ve bize söylenenleri değil. Okuduklarımızdan ve denediklerimizden ancak doğru olanları aktarıyoruz. Yanlış olanları ise attık.''
Görülüyor ki, Cabir, bundan asırlarca önce günümüzün modern ilmin dayanmış olduğu gözle m ve deney metodlarını kullanmıştır.


0 Yorumlar