BHDRGRFT

10/recent/ticker-posts

ALİ BİN ABBAS

 1000 SENE ÖNCE KANSER AMELİYATI YAPAN MÜSLÜMAN CERRAH

Hayatı hakkında   fazla bilgiye sahip olmadığımız bu müslüman  doktor, İran'lıdır.Batı'da Haly Abbas  adıyla şöhret buldu.Onu en çok üne kavuşturan eseri, ''El-Kitab-ül Meliki '' adlı eseri oldu.
Ali Bin Abbas'ın , İbni Sina,(980-1037) er-Razi, 8864-925) İbn-i Zuhr,(1091-1162) Ebul Kasım (936-1013) gibi müslüman doktorların adıyla birlikte anılır.Bu doktorlar asırlarca Avrupalılara doktorluk öğrettiler.Eserleri ellerden düşürülmedi.Ders kitabı olarak tıp fakültelerinde okutuldu.
Ali Bin Abbas , herşeyden önce iyi bir cerrahtı.Zamanına göre en iyi ameliyatları başarıyla gerçekleştirdi.Ve bu konuda hala değerini koruyan eserler verdi.
Uzun yıllar İslam aleminde cerrahi doktor adaylarına ilk sorulardan sorulardan biri,Ali Bin Abbas'ın anatomisiyle cerrahisi idi.Onun kitabını bilmeyen cerrah olamazdı.Bilhassa kırık-çıkık tedavisi,taş bademcik  ve katarakt ameliyatıi çıbanların yarılması, tırpane etmek,bir uzvun kesilmesi... Onun kitabından sorulan sorulardan sadece bir kısmıydı.
  • CERRAHLIK DİPLOMASI
Ancak cerrah adayı bu soruları bir şekilde cevaplandırabilirse kendisine içinde aşağıdaki yazılar bulunan bir diplomasi verilirdi:
''Hz Allah'ın yardımıyla biz onu, cerrahlıkta bildiği şeyleri icraya, kendi işinde başarılı ve hayırlı olmaya mezun kılmak istiyoruz.Böylece, iyileştirinceye kadar yara tedavi edebilir, kan alabilir, emeroit kesebilir, diş çekebilir, sünnet yapabilir.Yalnız o, bundan sonra üstleriyle , bilgili ve tecrübeli öğretmenlerine danışmayı ihmal etmiyecektir.'' 
Ali Bin Abbas kendisinde önce yaşayan Hipokrat (M.Ö.460-377), Galen (M.S. 131-201) ve Oribasios (325- 403) gibi meşhur doktorları tenkit etmekle kalmadı, bir çok yanlışları da tesbit etti.Meşhur eseri yazmasının sebeblerinden en önemlisi de zaten buydu.

  • TIP İLMİNE YAPTIĞI HİZMETLER
''İlim Mü'minin kaybolmuş malıdır.Onu nerede bulursa alır'' buyurur Peygamberimiz, İslam alimlerine bu hadis şerif büyük bir ilham kaynağı olmuştur.Müslümanlar, ''bu gavur icadıdır, bunu düşmanlar keşfetmişlerdir.Ne lüzumu var'' gibi bir düşünceye kapılmadan , faydalı olan her ilmi alma yoluna gitmişlerdir.

İşte Ali bin Abbas da , Yunan tıbbını inceleyen, onun hata ve noksanlarını düzelten, onu İslam tıbbıyla birleştiren İslam bilginlerinden biridir.
O, Yunanlıların hiç bilmediği sahalarda önemli  keşifler yaptı.Tıbbın yükselmesine büyük katkıda bulundu.Tecrübelerini ve deneylerini birleştirip, kıymetli bir kitap vücuduna getirdi.Kitabına yazdıkları bizzat kendi müşahede, tetkik ve deneyleriydi.

  • KILCAL DAMARLAR
Kılcal kan damarları sistemini ilk defa  Ali bin Abbas ortaya attı.Bu konuda sağlam ve tutarlı görüşler ileri sürdü.
Hipokrat ve ondan sonrakiler, çocugun kendi hareketiyle ana rahminden dünyaya geldiğini kabul ederlerdi.Ali bin Abbas bu görüşü kökünden yıktı.Doğum olayının bebeğin hareketiyle değil, rahimdeki adalelerin sıkışıp gerilmesiyle gerçekleştiğini keşfetti.

  • 1000 SENE ÖNCEKİ KANSER AMELİYATI
Ali bin Abbas'ın, onuncu yüzyılda alt karın kanserleri hakkında yazılar kaleme aldığını, hatta kanser ameliyatları yaptığını çokları bilmez.

Kanser ameliyatları hakkında şu görüşleri oldukça enteresandır:
Prof.Dr Philip K. Hitti'ye göre kılcal kan damarlarını fikrini ilk defa ortaya atan Ali bin Abbas'tır.Vücudumuzdaki bütün doku ve kas sistemleri kılcal damarlarla donatılmıştır.Kılcal damarlar kan hücrelerinin ancak tek sıra halinde geçebileceği kalınlıkta yaratılmışlardır.Kanın alışverişleri bu geçişi esnasında cereyan eder.
''Doktorlar bu hususta nadiren yardımda bulunabilirler.Tümörün organdan tamamen ayrılmasına çalışılmalı, köklerinden geride bir şey kalmaması için tümörden muayyen bir mesafe uzaklaşacak şekilde etrafı kesilmeli ve temizlenmelidir.'' Kanser ameliyatı bugün de aynı şekilde yapılmaktadır.
Ali bin Abbas bugün olduğu gibi, ameliyat esnasında yanında asistanlar bulundururdu.Yardımcı asistanlardan biri haşhaş, banotu ve vik sürülmüş markos süngerini  ıslatıp hastanın burnu önünde  tutarken bir diğer, hastanın nabzını kontrol eder, üçüncüsü de müdahelede bulunurdu.Operasyon ne geniş, ne de derin olur, bunun için azami titizlik gösterilir, bir asistan da kancalarla deriyi geriye çekerdi.Ali bin Abbas, ameliyatı öğrencilerine şöyle öğretirdi:
''Şimdi tümörü, sardığı dokudan ayırabilmek için yavaşça ve itinayla kes! Herhangi bir damarın yaralanmasına ve sinirin kesilmemesine dikkat et!
''Operasyon bir damara rastlarsa, kanamanın ameliyat sahasını kaplamaması için, damarı dikkatle bağla! Kendini doğru ve tam bir itinayla çalışmaya ver.Tümör kesip alınca, küçük bazı kısımların  içeride kalıp kalmadığını araştırmak için , parmağını içeriye sok ve yokla! Böyle bir hal varsa  onları dikkatle bertaraf et! Bütün tümör çıkarılınca, fazla deriyi kesip kısaltmak suretiyle birbirlerine ekle ve damarları birbirleriyle kaynaşacak şekilde uygun hale getirdikten sonra, dikişi yap!''
Bugünkü ameliyatlara tıpatıp uyan bu tarif, unutmayalım ki bundan bin yıl kadar öncesine aittir.Yazık ki, asırlar önce böylesine ameliyatları gerçekleştiren ünlü islam bilgini bizden çok Avrupa tanıyor.Bu tarif de bize açıkca gösteriyor ki , Müslüman doktorlar diğer ilimlerde olduğu gibi tıpta da Avrupa'ya örnek ve önder olmuşlardır.

  • KİTAB-ÜL MELİKİ
Ali bin Abbas'ı şöhrete kavuşturan başlıca eseri '' Kitabü'l Meliki'' adlı eseri oldu.Dr. Sigrid Hunke'nin ifadesiyle '' Bu kitap dünya tababetine (tıbbına) hediye edilen, o zamana kadar eşine rastlanmayan bir eserdi.'' Eserin en önemli özelliği o zamana kadarki bütün millet ve çağların tıp bilgisini işlemesi, bunları mantıki bir şekilde düzenlemiş olmasıydı.Eskiler asla böylesine bir kitaba sahip olamamışlardı.

İbni Sina'nın Kanunu çıkıncaya kadar kitabı el üstünde tutulan bu kitabını Ali bin Abbas, Büveyhi hükümdarı Adudüd Devle Fenne Hüsrev ( 949-983)adına telif etti.
Batı'da Liber Regius adıyla şöhret bulan Kitabul Meliki veya  Sultani Kitab'ın diğer adı da ''Kamil-üs Sınaat-,t Tıbbiye'' yani '' Tıb ilim ve san'atını içine alan hazine'' idi.
Kitab-ül Meliki, er-Razi'nin dev eseri el-Havi'den daha özlüdür.En mükemmel bölümlerini perhizler ve tıbdaki tedavi madderlerine ait bölümler teşkil etmektedir.Tek kelimeyle o çok iyi ve dolgun bir ansiklopedi hükmündedir.
Kitap tıbbın gerek teori ve gerekse tatbikatından bahseder, Yunan ve İslam tıp eserin en enteresan taraflarından birini teşkil eder.

  • SULTAN KİTAP
Bugün için biler hayranlığa layık, gerçekten ismi gibi ''Sultan'' kitabın yazıldığı çağa ve yazılış sebebine bir göz atalım:

10.yüzyılın sonlarına doğru, büyük bilgin Gerbert d'Aurlillac (945-1003) sırf şahsi zevkleri ve hoş vakit geçirmek için teorik olarak tıpla uğraşırdı.Aynı yılları İslam dünyasında ise tıp ilmi alabildiğine gelişmiş ve bir çok hastalıkların tedavisi yapılmaya başlanmıştı.Avrupa, hastalığa müdaheleyi, tedaviyi bir suç ve cinayet sayarken,Müslümanlar, büyük bir insani vazife olarak görürlerdi.Hastahaneler dünyada eşi bulunmayacak derecede mükemmeldi.Doktorlar hastahanelerde çalışabilmek için zaman zaman devlet imtihanına tabi tutulurlardı.
Fakat hekim çıraklarının elinde işlerine doğru düzgün işine yarayacak doğru dürüst kitaplar yoktu. Öğrencilerin geniş bilgi edinebilecekleri tıbbi kaynaklar mevcut değildi.Kaynak olarak Eski Yunanlılardan kalma tek tük kitaplar vardı.

  • ESERLERİ TEK TEK İNCELENİYOR
İşte tam bu devrede Gerbert d'Aurillac'ın çağdaşı olan Adud'üd Devle'nin özel doktoru Ali bin Abbas, elde bulunan bütün tıp edebiyatını incelemeye başladı.Onları inceden inceye eleştirdi.Ali bin Abbas, eski ve yeni hekimlerin eserleri arasında , tıp san'atını öğrenebilmek için gerekli olan herşeyi içinde toplayan tek bir kitap bulamadığını söylüyor, tenkitlerini şu şekilde dile getiriyordu:

''Hipokrat çok kısa yazmıştır.Yazılarının bir çoğu açıklanmaya muhtaç olacak kadar karanlıktır.''
''Galen bir çok kitap yazmıştır, ama bunlardan her biri tıbbın sadece bir bölümünü içine alır.Yazıları oldukça uzun ve bir çok yerleri de tekrardan ibarettir.Onun kitapları içinde de tam olarak hekim adaylarının yetişmelerini sağlayabilecek bir kitap bulamadım.''
Ali bin Abbas bütün eserleri tek tek ele alır, istediği tipte derli toplu bir kitap bulamaz.Oribasios ve Aigena'lı Paul'un( 625- 690) eserlerini ise metodsuz bulur.
Daha sonra modernleri; Ahron, Serapion, Miskeveyh ve Razi'yi eleştirir.Razi'nin el-Mansuri'si için ''Eksik tarafı yoktur, fakat aceleye gelmiş bir hali vardır.''der.El Havi'sini tam ve mükemmel olarak görürse de ''Sistematik bir şekilde kısım ve bölümlere ayrılmadığını'' belirtir.
Bütün bu incelemelerden sonra Ali bin Abbas düşüncesini şöyle ortaya koyar:
''Sağlığın korunmasını ve hastalıkların tedavisi ile ilgili, her ehliyetli ve bilgili doktorun bilmesi gerekli bütün hususları kitabımda belirteceğim.''
Ali bin Abbas bu iddasını gerçekleştirebilecek güçteydi.Razi'nin düşünüpte yapamadığını daha üstün ve mükemmel bir şekilde gerçekleştirdi.El-Havi'nin derinlerine nüfuz edebilme kudretiyle el-Mansuri'nin salabetini birleştiren başarılı bir planı seçti.Ve yazdığı meşhur kitabını ilmi ve ilim adamlarını seven Sultan Adud Devle'ye ithaf etti.Bundan dolayı esere '' Sultani kitap,, veya ''Kitab-ül Meliki'' denildi.Sultani kitap oldukça açık, tertipli ve düzenliydi.Önceki tıp kitaplarında bulunan sorulu-cevaplı kısa bilgilerden başka, yeni tıp bilgilerini de ihtiva etmekteydi.Açık, anlaşılır dille yazılmıştı.Öncekilerin aksine, bir bütünlüğe sahipti.Antik medeniyetten devralınan kırık dökük parçalar, eserda açıklığa kavuşturulup bir düzene sokulmuştu.İşte eserin Batı'lılarca takdir edilmesinin sebebi eserin bu özelliklere sahip oluşuydu.Halbuki Yunan literatüründeki tıp bilgileri oldukça karışık ve düzensizdi.Üstelik tercüme de edilmemişti.

  • AKRABALIK BAĞI KURAN KİTAP
Batı'da ''Sultani Kitab-ı'' eline geçirebilen doktor kendini bahtiyat sayardı.Öyle ki, 1493 yılında bu kitap,Nürnberg'li iki doktorun akabalık kuracak kadar birbirlerine yaklaşmalarına sebep oldu.Şöyle ki:
Hieronymus Holzsuchuher,Padua Üniversitesine devam etmekta olan bir gençti.Bir gün Venedik'te Piza'lı Stephan tarafından Latince'ye çevrilip yeni bastırılan ve çok ender bulunan  meşhur '' Sultani Kitab''ı satın aldı.Sevinçten yerinde duramıyordu.Çünkü bu kitabı bulabilmek kolay bir mes'ele değildi,adeta bir hazine bulmak gibi bir şeydi.
Nürnberk'in şehir doktoru Hieronymus Münzer ise kitap koleksiyonuna düşkün birisiydi.Geçn Holzsuchuher'in  ''Kitab-ül Meliki''ye sahip olduğunu öğrenince  ona hayran oldu ve enteresan olan kanaatlarını şu şekilde belirtti:
''Bu değerli kitabı temin, böylece zeka ve  alakasını ispat eden genç Holzsuchuher'e karşı fazlaca hayran oldum ve sevgili biricik kızım Dorothea'yı zengin bir cihazla birlikte ona verdim.''
İşte Ali bin Abbas'ın meşhur eseri, Nürnbergli asilzade, Belediye Meclisi üyesi,Belediye Reisi Hieronymus'u böylece evlendiriyordu.
Sultani Kitab sadece bazı Avrupalılara akrabalık kurdurmadı, ilim hırsızlarını da ortaya çıkardı.

  • İLİM HIRSIZI
11.yüzyılda idi.Uzun seneler İslam ülkelerine tıp ilmi tahsil edeb Konstantim (1016-1087) Salerno'ya döndü ve orada eserler vermeye başladı.Bir sürü Latince kitaplar kaleme aldı.Göz tababeti, cerrahi, kimya, perhiz, idrar ve sıtma hakkında yazdığı eserler birer bilgi hazinesiydi.Viaticum adındaki seyahat kitabı son derece orjinaldı.Hele Liber Pantegni adını verdiği tıbla ilgili büyük eseri göz kamaştıracak kadar harikaydı.Bu eserler,Konstantin'in ne kadar üstün bir zekaya sahip bir bilgin olduğunu göstermeye yetiyordu.
Ne var ki, bu şöhreti fazla sürmedi.Daha aradana  40 yıl geçmemişti ki,Konstantin'in ne derece kurnaz bir '' hırsız'' olduğu ortaya çıktı.Çünkü bütün Batı'da,ilk haçlı seferi vesilesiyle, Müslümanları tanıyan, Arapça'yı bilen şahıslar yetişmeye başlamıştı.
Uzun bir müdder büyük bir uzman sanılan Konstantin'in hırsızlığı artık ortaya çıkmıştı.Piza'lı Stephan ilk haçlı seferinde Antakya'ya uğradı.Orada Ali bin Abbas'ın ''Kitab-ül Meliki''ni ele geçirdi.Onu Latince'ye çevirip Hristiyan dünyasına kazandırmak istedi.Kılı kırk yararcasına tercümeye başladı.Ancak o zaman, Konstantin'in meşhur kitabı Liber Pantagni'nin orjinal eseri değil, ''Kitab-ül Meliki''den kopya olduğu ortaya çıktı.

  • İNSAF VE HAKPERESTLİK
Halbuki Stephan, meşhur tıp şehri Salerno'da 3 sene tıp ilmi öğrenmiş,kendisini tamamen Konstantin'in eserlerine vermiş,onu kendisine üstad edinmişti.Hürmet ve minnetle anardı.Bir sahtekar olduğunu öğrenmişti.Böylesi bir sahtekarlığın gizli kalmasına nasıl müsaade edilirdi? İçindeki insaf ve gerçeği araştırma duygusu bu sahtekarlığı gün yüzüne çıkardı,'' Liber Pantegni'nin ''Kitab-ül Meliki'' olduğunu bütün ilim dünyasına ilan etti.
Kitab-ül Meliki 1294 tarihinde Kahire'de basıldı.Latince'yle birlikte Fransızca ve Almanca'ya da çevrildi.Eserin bugün tek bir nüshası olup o da Berlin Kütüphanesinde bulunmaktadır.
Sultani Kirap Bergama kadısı tarafından Türkçe'ye kısmen tercüme edilmiştir.2 cilt olan bu tercüme, Bugün Bursa Ulucami Kütüphanesi 2 numarada kayıtlıdır.
Fakat eserin ne zaman tercüme edildiği bilinmemektedir.Sadece 13. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.Kitap 1453'te Timurtaşoğlu Umur Bey tarafından kütüphaneye vakfedilmiştir.Bu kitap memleketimizde Türkçe yazılmış en  eski tıp kitaplarından birisidir.
Tercüme edilen kısımlar, eserin ancak sağlık bilgisi ve hastalıkların tedavisi üzerine olan 2.kısmının 3.makalesinin 34.bölümüyle, 4. makalesinin ülserler, çiçek ve kızamığa dair 5. bölümünün bir kısmıdır.


Yorum Gönder

0 Yorumlar