BHDRGRFT

10/recent/ticker-posts

ENDERUNU HUMAYUN

Enderun Mektebi
II. Murad zamanında kurulup, zamanla çeşitli değişikliklere uğramakla beraber Osmanlı Devleti'nin son zamanlarına kadar (1908) varlığını sürdüren bir saray okuludur. Hristiyan ailelerden devşirilen çocukların zekî ve gösterişlileri saraya alınarak özel bir şekilde yetiştirilirlerdi.Fatih Sultan Mehmed döneminde geliştirilmiştir.  
Enderunda Türk, Arap ve İran dil ve edebiyatının incelikleri, dini ve askeri ilimler, sporlar öğretilir, kabiliyet gösterenler, güzel sanatlar öğrenimine ayrılırdı.
   Enderun ağalarının ikincisi Hasodabaşı idi. Padişahın en yakın hizmetini görenler bunun emrindeydi. Emri altında Hasoda gılmanı ismi verilen içoğlanları vardı. Has odabaşı da daima padişahla beraber bulunurdu. Saraydaki emanat-ı mukaddesenin muhafazası da has odaya aitti. Ayrıca Hırka-i saadetin huzurunda Kur'an-ı Kerim okurlardı.
Silahdar Ağa, has oda ağalarının ikincisiydi. Sarayda padişaha ait kılıç, tüfenk, ok, yay, zırh gibi eşyaları bu ağa muhafaza ederdi. Has oda ağalarının üçüncüsü olan çuhadar ağa, alaylarda ata binerek padişahın gerisinde gider ve yağmurluğunu taşırdı. Has odanın dördüncü ağası olan rikabdar ile has oda ağalarının sonuncusu olan tülbend gulamının vazifesi, padişahın hususi eşyayarını taşımak ve hizmetini görmekti. Bu ağalar ve emrindekiler üzerlerine düşen hizmetleri görürlerken, eğitimlerini de aksatmadan devam ettirirlerdi. Bu ağalar saray içi terfilerde sıraya göre birbirilerinin yerine terfi ederler, saray dışına çıktıklarında da vezir payesini alırlardı.
Osmanlı İmparatorluk sarayının iç teşkilatına, buradaki üniversite derecesindeki yüksek okula verilen isimdir. Enderun, «oda» denilen şu 7 daireye ayrılırdı: 1. Küçük Oda, 2. Büyük Oda, 3. Doğancı odası, 4. Sefersi odası, 5. Kiler odası, 6).Hazine odası, 7. Has oda. Büyük ve Küçük Odalar denilen sınıflara, imparatorluğun resmi okullarından zeka ve kabiliyetleriyle tanınmış öğrenciler alınırdı. Enderun'da Türk, Arap ve İran dil ve edebiyatının incelikleri, dini ve askeri ilimler, sporlar öğretilir, kabiliyet gösterenler güzel sanatlar öğrenimine ayrılırdı. En yüksek teşkilatı «Has Oda» denilen sınıftı. Has Oda'nın yüksek rütbelileri şunlardı: Hünkar Müezzini, Sır Katibi, Sarıkçıbaşı, Başçuhadar, Kehvecibaşı, Berberbaşı, Tüfekçibaşı, Tırnakçıbaşı.
Osmanlı orduları Viyana'ya kadar gelince, Avrupa devletleri çok korku ve telaşa kapıldılar. İslamiyet Avrupa'ya yayılıyor, Hıristiyanlık yok oluyor diye şaşkına döndüler. Osmanlı akınlarını durdurmak için çareler aradılar, çok uğraştılar. Sonunda İstanbul'da bulunan İngiliz sefiri müjdeyi gece yarısı şifre ile bildirdi. Şifresinde; "Buldum, buldum, Osmanlıları zaferden zafere ulaştıran sebebi ve bunları durdurmanın çaresini buldum." diyor ve bulduğu çareleri şöyle anlatıyordu:
"Osmanlılar, aldıkları esirlere hiç kötülük yapmıyor, kardeş gibi davranıyorlar. Hangi milletten, hangi dinden olursa olsun, küçük çocukların zekalarını ölçüyorlar. Keskin zekalı çocuklar, seçilerek saraydaki (Enderun) denilen mekteplerde, değerli öğretmenler, tarafından okutuluyor, İslam bilgileri, İslam ahlakı, fen, kültür dersleri verilerek, kuvvetli, başarılı müslüman olarak yetiştiriliyorlar. Osmanlı ordularını zaferden zafere ulaştıran değerli kumandanlar, Sokullular ve Köprülüler gibi seçkin siyaset ve idare adamları, hep böyle yetiştirilen keskin zekalı çocuklardı. Osmanlı akınlarını durdurmak için, bu Enderun mekteplerini ve bunların kolları olan medreseleri yıkmak, Osmanlıları fende geri bırakmak lazımdır."
Her padişahın en az bir takım elbisesinin burada hatıra olarak saklanması gelenekti. Hazinedarbaşının oldukça yükske bir maaşı olurdu. Saray hizmetinden ayrılırsa beylerbeyi (orgeneral) atanırdı. Yeryüzünde hiç kimse Hazine Dairesi’ne yalnız sokulmazdı. Bunun tek istisnası devrin padişahı idi. O isterse yalnız girebilirdi. Padişah bulunmadığı zamanlar bu daireye 20-30 kişinin birden girmesi kanun gereğindendi. Hazine-i Hümayun (imparatorluk hazinesi) yeni padişaha zabıt tanzim edilerek teslim olunurdu. Milli müze mahiyetinde olduğu için hükümdarın şahsi malı değildi. Devlet hazinesinde para kıtlığı olduğu olağanüstü zamanlarda hükümdarın emriyle bu hazinede saklanan nakit paradan devlete yardım yapılırdı. 1593’te uzun savaş masraflarını karşılamak için III. Murat’ın iradesiyle devlet hazinesine bu Hazine-i Hümayun’dan bugünkü paramızla 1 milyar lirayı karşılıyan bir yardımda bulunulmuştur ki galiba bir tek defada yapılan en yüksek yardım miktarı budur.

Yorum Gönder

0 Yorumlar